29 Kasım 2024 Cuma

Hayatımıza Anlam Katan Küçük Zevkler

 Merhabalar bugün insanların hobileri ve bu hobilerin nasıl yaşamımızı etkilediğini sizlerle paylaşacağım.

Öncelikle “hobiler stresin ve kaygının en iyi ilacıdır.” Hobiler insanların hayatlarına renk katarlar. Örneğin evden işe sadece ev işleri ile stabil bir hayat sürdürmek. Hem sade hem sıkıcı hem de tembelliği arttıran davranışları tetikler.İnsan neticesinde sosyal bir varlıktır hobiler de bize sosyalleşme imkanı sunar.Sanata yönelimi olan birisi sanat kursları sayesinde daha çok insanla konuşup daha çok sosyalleşme imkanı bulur.

Hobiler sadece zaman geçirme aracı olmaktan çok daha fazlasıdır. Özellikle günümüz hızlı ve stresli dünyasında hobiler zihinsel sağlığımız üzerinde derin bir etki yapabilir.Birçok kişi hobilerin psikolojik faydalarını yeterince takdir etmiyor olabilir. Oysa, hobiler yalnızca rahatlamamıza yardımcı olmakla kalmaz aynı zamanda zihinsel esneklik, duygusal dengenizi arttırabilir.

Hobiler, bir kişinin duygusal dengesini sağlamasına yardımcı olabilir.Yukarı da da örneğini verdiğim özellikle sanatla uğraşan birisi duygularını ifade etmek için güçlü bir araç bulmuş olur. 

www.hakikatbursa.com

Hobiler, modern yaşamın getirdiği stres ve kaygıyla başa çıkmanın etkili bir yoludur.Hobi edinmek bazen gözümüzde büyüyebilir ama aslında bu sadece kendimize ayırdığımız bir zaman da  demek değildir. Her hobi benim için bir keşiftir.Siz hangi hobiyi yapmayı seversiniz? Eğer hala keşfetmediyseniz belki de bu yazıyı okuduktan sonra yeni bir hobiler denemek istersiniz.Eğer size yeni bir bilgiler katabildiysem ne mutlu bana.  

KAYNAKÇA: en.wikipedia.org


28 Kasım 2024 Perşembe

Dijitalleşmenin Tarihsel Önemi


Bugün tarih kitabı sayfa 61 de bulunan performans ödevi hakkında bilgilerimi sunacağım.

Öncelikle tarihsel açıdan dijitalleşmenin çok büyük bir önemi vardır. Düşünsenize bu zamana kadar hiç bir teknolojik gelişme olmasaydı dijitalleşme olmasaydı tarih hakkında nasıl bilgiye ulaşabilecektik?Tüm bilgileri tek tek işlemek yerine sanal ortamda birleştirmeseydik işlerimiz nasıl da zor olacaktı işte dijitalleşme tüm bu sorunları tek tek ortadan kaldırdı.

Bu dijitalleşmeye örnek olarak 18. yüzyılın sonlarında başlayan sanayi devrimi, üretim süreçlerini büyük ölçüde dönüştürmüş fabrikaların ve makinelerin üretim hızı artmış, aynı zamanda insan gücünün yerini makinelerin almasıyla aslında üretim daha kolaylaşmıştır.İşte yukarı da da bahsedilen konu budur dijitalleşme insan hayatını kolaylaştırır.

Tabii bu alanlara eğitim ve bilgi erişimine kolaylık, yazının korunumu , ekonomi, çalışma hayatı ve kültürel açıdan bir sürü olumlu örnekler verilebilir.Peki sizce sadece dijitalleşme tarihi olumlu yönden mi etkilemiştir? Hayır tabiiki de. 

Dijitalleşme modern toplumların gelişmesinde önemli bir rol oynasa da tarihsel açıdan birçok olumsuz etkileri vardır. Dijitalleşme ile verilere erişim kolaylaşmış bu da güvenlik sorununu ortaya çıkarmıştır.Dijitalleşme de ekrana bağımlılık artmış gelecek nesillere bu normal lanse edilmeye başlanmıştır.Bunun gibi dijitalleşmenin bir sürü olumsuz yanlarıda vardır.Aslında bu dijitalleşme biraz da insanların yönetimi altındadır. İnsan bir dijital ekrana bağlı kalınmaması gerektiği bilmelidir ve bu olaya zamanını doğru yönetmelidir.  

Bu bağlamda, dijitalleşmenin hem fırsatlarını hem  de tehlikelerini de dikkate alarak daha sürdürülebilir ve daha kapsamlı bir toplum inşa etmek önemlidir. 

Kaynakça: cepokul.com
evrimagaci.org




22 Kasım 2024 Cuma

ÖĞRETMENLİK

ÖĞRETMENLİK

Öncelikle bence  öğretmenlik mesleği taçlandırılması gereken bir meslektir. Sadece sadece bir meslek değil büyük bir sorumluluktur.Bir öğretmen öğrencilere ders vermek dışında hayata da hazırları, öğrencinin karakterini şekillendirir.Aynı zamanda sosyal becerilerini geliştirmek ve duygusal zekalarının arttırmalarına yardımcı olurlar.Öğretmenlerde ailenin devam gibi değil midir? Çünkü ailemiz bize okula gitme yaşına ulaşmadan o kısımda topluma duyarlı olmayı, sevmeyi , saymayı kısacası bize hayatı öğretirler. İşte bu da öğretmenler sayesinde daha çok gelişir.Bu şekilde de toplumun geleceği şekillenirTam anlamıyla bakıldığında öğretmenlerin üstünde bulunan sorumluluk bireysel değil toplumda bir sorumluluktur.

Bence toplumda en önemli olan öğretmenlerin gerektiği değeri görmesidir.Çünkü öğretmen gerektiği değeri görmezse bizler de onlarda eğitimde başarılı olamazlar. Yaklaşık 2 gün sonra öğretmenler günü ve saygı duyulan bir gün olduğunu düşündüğüm için tüm öğretmenlerimin öğretmenler gününü kutlayacağım. Sadece benim saygı duyduğum gün olmamalı herkesin bu şekilde düşünmüş olması ayrıca sadece 24 Kasım adı altında kutlanmamalı her gün ne kadar kutsal bir meslek olduğu farkına varılmalıdır.

Bir tiyatro kursunda öğretmeninimin verdiği örnek ile bu yazımı sonlandırmak istiyorum.Şimdi dünyanın sonunun geldiğini düşünün belirli bir takımlar ve varsayalım 8 kişisiniz. Her biriniz bir meslek seçeceksiniz ve sığınaklara sadece üç kişi girebilecek.Ben bu oyunda “Öğretmenlik” mesleğini seçmiştim.Sığına kesinlikle giremesini istediğim bir meslek bence sizde öyle düşünmelisiniz.Çünkü bir toplumun sona erişin bir toplumun başlangıcı demektir.Bu toplumun gençlerini de yetişiricek olan geleceğe aktaracak olan meslek öğretmenlik mesleğidir. 
 
Bu örnekle öğretmenlerin hayatımıza olan katkısı hakkında bilgi vermek istedim. 

17 Kasım 2024 Pazar

BİR BÜTÜN İÇİNDE PARÇALAR

 BİR BÜTÜN İÇİNDE PARÇALAR

Bugün Montaigne’in “Denemeler” kitabında sayfa 248-251 arasında geçen “Her Şeyin Göreceliği” isimli hikayesi hakkında düşüncelerini paylaşacağım.

Öncelikle insan deneyimi  subjektiftir. İnsanların dünya hakkında sahip olduğu bilgiler sadece kişisel gözlemlerine ve anlayışlarına dayanır.Bu, her bireyin dünyayı farklı bir şekilde algılamasına neden olur. Montaigne için doğrular nesnel gerçekler değil, bireysel gözlemler ve içsel deneyimlerle şekillenen düşüncelerdir.Bence insanlar çoğu zaman evrensel doğruları bildiklerini iddia ederler.Bu doğruların aslında çoğunlukla kişisel algılar ve kültürel koşullarla şekillendiğini kabul etmek gerekir.

Görecelik ve Kültürel Arası Farklılıklar 

Bir toplumda doğru kabul edilen bir şey başka bir toplumda yanlış sayılabilir.Farklı toplulukların ve kültürlerin değer sistemleri çok farklıdır.Bu tür kültürel göreceliliği ele alırken farklılıkların evrensel bir ölçüttür göre değerlendirilmesi zordur.

İnsanların birbirinden farklı düşünmelerinin farklı düşünmelerinin toplumları daha zengin ve dinamik hale getirebileceğini unutmamak gerekir.Ancak, bu farklılıkların farkına varmak birbirimizi daha iyi anlamamıza yardımcı olur.

Göreceliğin İnsan Psikolojisine Yansımaları

İnsanlar kendi deneyimlerini ve yaşadıkları dünyayı genellikle başkalarına göre daha doğru olarak görme eğilimindedirler.Bu durum insanın kendisini merkez durumunda görmesi, kendisinin düşüncesi yolunda devam etmesi düşünme eğiliminden kaynaklanır.Bu psikolojik eğilimler insanın diğerlerinin farklı bakış açılarını anlamaya çalışmasının önemini vurgular.Bu, insanların daha açık fikirli olmamalarını ve diğerlerinin deneyimlerine, bakış açılarına saygı göstermelerini sağlayabilir.İnsanın bu sınırlı bakış açısını aşmaya çalışarak daha evrensel bir anlayış geliştirir.

16 Kasım 2024 Cumartesi

KÖTÜ KÖR İNANÇLAR

KÖTÜ KÖR İNANÇLAR 

Bugün Montaigne’in “Denemeler” kitabında sayfa 238’de “Körü Körüne İnanmak” isimli hikayesi hakkında düşüncelerimi paylaşacağım.

Öncelikle hikaye de bahsi geçen “Körü Körüne İnanmak” herhangi bir sorgulama yapmadan sadece  bir görüşü ya da inancı kabuk etmektir.Biz de tam olarak bunu yapıyoruz. İnsanlar çoğu zaman toplumdan ve çevrelerinden gelen etkilerli sorgulamadan kabul ettikleri inançlara sıkı sıkıya bağlanır. Bu da düşünme yetilerini köreltir.Bu dümdüz yolda yürümeye benzer sadece yürürsün sağına ,soluna, arkana bakmadan yürürsün ve o yokun doğru olduğunu düşünürsün. Bir bakarsın sağında daha iyi bir yol var belki de o sana doğru gelir ama geç kalmışsındır.

Montaigne’in düşünceleri bugün ki modern dünyada karşılaştığımız körü körüne inanç problemleriyle mücadele etmenin bir yolu olabilir.Eleştirel düşünme, özgür düşünme ve sorgulama bu yolculukta bize rehberlik edebilir.

Doğruyu aramak için sadece aklımızla değil aynı zamanda kalbimizle de hareket etmeliyiz.

Sosyal medya, haber kaynakları ve toplumsal baskılar, bireylerin kendi inançlarını sorgulamadan kabul etmelerine yolan açan olumsuz faktörlerdir.Özellikle bugünlerde önümüze çıkan modern toplumlarda insan çevrelerinden gelen bilgiye o kadar kolay bir şekilde maruz kalıyor ki bu bilgiler sıklıkla eleştirilmeden kabul edilir.Bu , bir anlamda “Körü Körüne İnanma” halidir.Birçok kişi yalnızca kendi görüşlerini destekleyen bilgilere odaklanarak karşıt görüşlerden uzak durur.Bu da, düşünsel olarak daralma ve hoşgörü eksikliği yaratır.

Bana sorarsanız bunun önüne geçmek pek zordur.Bunu en aza düşürmek için her inancı ve görüşü sorgulamak yalnızca kendimiz değil toplumu da daha sağlıklı bir şekilde dönüştürebilir.Unutmayalım ki DÜŞÜNCENİN ÖZGÜRLÜĞÜ,İNSANIN EN DEĞERLİ HAZİNESİDİR.


15 Kasım 2024 Cuma

ZAYIFLIĞIN BİLGELİĞİ

 ZAYIFLIĞIN BİLGELİĞİ 

Bugün Montaigne’in “Denemeler” kitabında sayfa 43-44 arasında geçen “İnsanın Güçsüzlüğü” isimli hikayesi hakkında düşüncelerimi paylaşacağım.

Öncelikle insanın doğası gereği zaafları ve belirli bir güdüleri vardır.Bunu Montaigne denemelerine bir çok kez konu edinmiştir haliyle.Aslında insan her yönüyle zayıf ve kırılgandır. Bunlar İnsanı insan yapan özelliklerinden bir kaçıdır.İnsan doğası gereği böyledir zaten hem güçsüzlükleri hemde güçlü tarafları vardır.

Bu olaylar  “İnsanın Güçsüzlüğü” başlığı altında incelendiğinde insanın güçsüzlüğünün çok doğal bir durum olduğu bellidir.İnsanlar doğanın bir parçası olduğu için her türlü zayıflıkla karşılaşır.Bizim yaptığımız doğa karşı bir ihanettir aslında. Benim gördüğüm her şey de bir mükemmellik veya kusursuzluk aramak.Bunu çevremdeki kız arkadaşlarımda özellikle görüyorum ama bunu yapmak doğaya ihanettir.İnsanların elbetteki güçsüzlüğü olacaktır bu güçlülükle denge haline bulunmalı ve ikisinden birisi de aşırıya kaçmamalıdır.

İşte başlığı koyma amacına geldik.İnsanların zayıflıklarını kabul etmeleri, onlara gerçek anlamda bilgelik kazandırır.İnsanın zayıflıkları insana öğretici birer fırsattır. İnsanlar kendi zaaflarını kendi içerisinde kabullenerek içsel huzur sağlarlar ve bu da beraberinde içsel özgürlük getirir.

İnsanın güçsüzlüğünü sadece bireysel olarak değil toplumsal boyutta da değerlendirmek gerekir.Aslında bireylerin güçsüzlüklerini  derinleştirir, onları zorluklarla yüzleşmeye zorlar ve hatta bazen bu zayıflıklarını görünür kılar.Ama aynı zamanda  toplumun beklentileri ve baskıları, insanın doğal zaaflarını görmesini engelleyebilir bu nedenle gerçek özgürlük, kişinin kendi zayıflıklarını kabullenmesinde yatar.

14 Kasım 2024 Perşembe

HER MEVSİM BİR YAŞAM

 HER MEVSİM BİR YAŞAM

Bugün Montaigne’in “Denemeler” kitabında sayfa 189-191 arasında geçen “Her Şey Mevsiminde” adlı hikayesi hakkında düşüncelerimi paylaşacağım.

Öncelikle mevsimler hayatımızın her alanında var olup bir döngü oluştururlar.Bu döngü sadece doğanın değil insanın ruhunun da bir yansımasıdır.Aslında insan ruhunun burada doğa ile etkileşim içinde olduğunu söyleyebiliriz.Mevsimlerin döngüsü sadece dış dünya ile bağlantılı değiş iç dünya ile de bağlantılıdır.Mevsim döngüleri gibi insan da bir döngüye sahiptir.Dediğim gibi aralarında bir etkileşim vardır insanda doğa gibi döngüye sahiptir; büyür, olgunlaşır, yaşlanır  ve ölür.

Montaigne’in “Her şeyin bir zamanı vardır.” derken aslında doğanın ritmine ayak uydurmamız gerektiği vurgulanır.Bana sorarsanız böyledir.

Doğaya ayak uydurmadığımız sürece nasıl hayatta kalır insan? İşte bu bakış açısıyla mevsimlerin değişimi bir tür içsel değişim ile paralellik gösterir.Örneğin ilkbaharda aydınlanan, çiçek aça doğa kışın daha karanlık daha karamsar algıya düşer işte paralellikten kasıt bu dur.İnsan da böyledir gösterir kendisini bazen hüzünle bazen ufak umutla.

Yukarıda da bahsettiğim gibi her mevsim bir insan hayatındaki döneme hitap eder.”İlkbahar” daha canlanmış, tazelik anlamında gençlik yıllarını, taze umut duygularını ve neşeyi çağırıştırır.”Kış ise daha karamsar hani biraz daha insan hayatına paralelliği açısından düşüş dönemi kendini yenilenmeye hazırladığın dönemdir.İşte bu şekilde insan ruhu da mevsimsel değişimlere benzer döngü içerisindedir.

Son olarak bence doğanın döngüsüne ayak uydurmak gerekir ve bu değişimlere direnç göstermemek gerekir.Her mevsimin kendisine özgü bir anlamı vardır ve her şey mevsiminde güzeldir. Bu başlık altında olan iletilere ve Montaigne’in düşüncelerine katılıyorum.

13 Kasım 2024 Çarşamba

KAHRAMAN ADAMLAR VE ÇOCUKLARI

 Kahraman Adamlar ve Çocukları 

Bugün Montaigne’in “Denemeler”kitabında “Babalar ve Çocukları” adında sayfa 157-158 arasında geçen hikayesi hakkında düşüncelerimi paylaşacağım.

 Öncelikle bir insanın doğar doğmaz düştüğü yer ailesi ve sıcacık evidir. Bu evde o bebeği eğitip büyütmekle yükümlü olan anne ve baba vardır.Çocuklar doğuştan araştırma , keşif etme yeteneğine sahiptir. Bu nedenle çocuğumuzu kısıtlamamalıyız. Bu durumda çocuğumuzu hiç mi kısıtlamayacağız? Hayır tabii ki de ama çok fazla kısıtlanmak olumsuz sonuçlar doğurur.

Çocukların eğitimden babalar yönü çok büyüktür. Belki de kadınlar bu yüzden karşısındaki karşı cins bireyin iyi bir baba olup olmayacağı hakkında seçimler yapar. Bence de bir adam olacak karşı cins için baba olabilecek potansiyeli olmalıdır. Birbirimizi tamamlamamız gerekmektedir. Babalar çocuklarına sadece bilgilendirme amaçlı değil  hayatı öğretmeli,ahlaki değerler ve insani değerler kazandırmalıdır. 

Biz de babamız  hep “Kahraman” ünvanıyla aklımızda yer etmiştir.Çünkü babamızın bize olan koruyucu tavrı bizim babalarımıza olan güvencimiz bu ünvanı doğurmuştur. İşte babalar bu görevleri yerine getirmelidir.Çocuklarımıza bir aile olarak baskıcı davranmamalıyız.Onları sıkı bir disipline sokmak yerine çocuklarımızın doğal eğilimine  yatkın eğitim verilmesi uygundur.

Derler ya “Çocuk ailenin aynasıdır” işte bu söz gerçekten çok doğrudur.Çocuk ailesinde ne görürse onları uygulamaya sürdüğü için burada yine anne ve babaların görevi büyüktür.Özellikle babalar bu tür şeylerde davranışlarını gözden geçirmeleri gerekmektedir.

12 Kasım 2024 Salı

DEĞERLİ ESERLER

DEĞERLİ ESERLER

Bugün Montaigne’in “Denemeler” kitabında “Kitapların Değeri” adlı sayfa 210-212 arasında geçen hikayesi hakkında kendi düşüncelerimi paylaşacağım.

Öncelikle kitaplar bizim hayatımızdır.Bana sorarsanız, sadece kitap bilgiyi sunmak için değil aynı zamanda insanın iç dünyasına dokunma konusunda nasıl rol aldığı da önemlidir.Bende Montaigne’in fikrine katılarak kitapların bilgi edinmenin ,düşünmenin ve insan ruhunun derinliklerine inmenin yolları olduğunu düşünüyorum.Kimi kitaplar vardır  tek konularıyla yararlı olurlar yazarların değerlerinde katkısı yoktur. Kimi kitaplarda yazarın ruh halini taşır.

Kitaplar , yazarlarının düşünce ve ruh hallerini taşırken , okura da kendisini tanıma ve farklı bakış açıları geliştirme fırsatı sunar. Bu konu da bence bir kitabı nasıl okuduğumuz yani işi nasıl ele aldığımız önemlidir.Kitapların değeri onları nasıl okuduğumuza ve onlardan nasıl faydalandığımıza bağlıdır.Kitaplar bizim için içsel bir yolculuktur.

Kitaplar bizim hayatımıza oldukça hitap ederler. Ya hayattan örnekler verirler ya da örneklerle hayatı açıklarlar.Biz kitapları okudukça anlam çıkartırız sonrasında çıkardığımız anlamlardan ders çıkartırız.Bu çıkarttığımız derslerde bizim hayatımızda karşımıza çıkan çeşitli zorluklarla başa çıkmada önemli bir rol oynamaktadır.

İnsan kitaplarla iç içe olmalıdır.Yani ben iç içe olmayı doğru buluyorum şişede şiddetle tavsiye ediyorum.İnsan okuduğu kitabı okumadan yargılamamalı bu benim çok yaptığım şeydi ama zamanla fark ettim ön yargımın bulunduğu kitapların bile bana bişeyler kattığını okudukça o kitabın sayfalarını çevirdikçe öğrendim.Sizi de yapmamanız için uyarmak istedim. 

11 Kasım 2024 Pazartesi

BİR BOŞLUK

 BİR BOŞLUK

 Bugün Montaigne’in “Denemeler” kitabında “Yalnızlık” adlı sayfa 31-35 arasında geçen hikayesi hakkında düşüncelerimi paylaşacağım.

Bana sorarsanız, yalnızlık deyince insan aklına yanında kimse olamaması toplumdan uzak olmak gelir.Lakin yalnızlık sadece bu değildir.İnsanın iç dünyasında boşluk hissi olması belkide dış dünyadan kopmak.Yalnızlık,insanın içsel dünyasına dair derin bir düşünce keşfidir.İnsan yalnızken kendisiyle ve düşünceleriyle yüzleşir bi bakımdan insan kendisini tanır.Bu da insanı daha anlamlı daha derin yaşamaya sürükler .Her insan açısından söylemek mümkün değildir. Bazı insan yalnızken daha anlamlı yaşamak yerine kendisiyle yüzleşince başka bir insana dönüşür, hayatını değiştirir.

Bence yalnız kalmak insana iyi gelir.İnsan kendisiyle vakit geçirme fırsatı bulur.Hayatının planını çizmesi, bir takim parçaları yerine oturtmasını sağlar yalnızlık.İnsanın  kendi düşünceleri berraklaşır ve bu insanın daha iyi düşüncelerini görme şansı sağlanır.

Yalnız yaşamak veya yalnız kalmak derken de aşırıya kaçmamak gerekir.Herşeyin fazlası zarardır neticede.İnsan sosyal bir varlıktır.İnsanın sosyal doğası göz ardı edilmemelidir.Belirli bir ölçüde insanlara iletişim halinde olmalıdır.Yalnız insan ruh sağlığı için faydalı olabilir ancak yalnızca sosyal ilişkilerle dengelenmelidir. Bu dengenin sağlanması çok önemlidir.

Başlığı bu şekilde koyduğuma bakmayın sadece okuyucuyu düşündürsün diye başlığı bu şekilde koydum.Oysaki yalnızlığı sadece “Bir Boşluk”adı altında inceleyemeyiz.Bir boşluktur ama ne boşluğu bir insan topluluğunun olmadığı hiç kimse anlamında bir boşluk mu? Bir içsel duygu olarak boşluk hissi mi?

İşte okuyucunun bunu düşünmesini bunun ayırtını yapmasını amaçladım.Sizi de düşündürebildiysem ne mutlu bana.





10 Kasım 2024 Pazar

UZUN İNCE YOL

Uzun İnce Yol

Bugün Montaigne’in “Denemeler” kitabında “İnsan Ömrü” adlı sayfa 122-125 arasında geçen hikayesi hakkında düşüncelerimi paylaşacağım.

İnsan ömrü dediğin nedir ki bir su gibi akıp gider.Bazı insana göre ömrü çok uzun gelir bazı insan doğmadan ölür bu bir hayatın döngüsüdür.Ben hayatıma çok uzun veya çok kısa diyemem yarına ölüp ölmeyeceğimin garantisini veremem bende Montaigne gibi ömrün uzunluk , kısalık ölçülerine akıl erdiremiyorum. 

Bana sorarsanız, inanın ömründe başına gelmeyecek şey yoktur.Yarın bir hastalık gelse bir hafta içinde hayatımıza son vermeyeceğimiz ne malumdur.Bazı insanlar o kadar aykırıya gitmiştir ki sadece yaş sebebiyetiyle hayatına son verir Montaigne de bu sözden bahsetmiştir evet hala günümüzde öyledir.Yaştan dolayı hayatını kaybeden insanlar aykırıya girer.

Birde insanları korkutan ölüm korkusu vardır  bu da hayatımızı, yaşadığımız anları anlamsızlaştırmaya sebep verir.İnsanlar ölümden korkar ama bu fikri kabullenmek zorunda olduklarının farkındadırlar.

Hayatımızın önemini üstümüze kara toprak atılırken anlamamamız için hayatımız bilinçli bir şekilde şekillendirmeliyiz.Zamanın, dakikanın, saniyenin, salisenin değerini bilmeliyiz sonucunda bir bakmışız kum saatinde ki kumlar gibi akıp gitmiş elimizden. Ne geriye gidebiliyoruz ne de geleceği görebiliyoruz öyle bir uzun ince yol işte.

Bazen insan anları o kadar boş o kadar anlamsız geçirirki 1 dakika sonrasında farkına varır belki de hiç farkına varmaz ve ölümün ne zaman geleceğini bilmez.Ben güzel geçireceğim hayatımı neden bu kadar anlamsız geçiriyorum demez.

Asla insanları sınıflandırmayı dile getirmek istemem ama demem o ki varlıklı bir görgüsüz, para göz, hayatını sadece paraya adamış birindense yoksul bir kendi hayatını devam ettirmeye çalışan, ömrün ne kadar değerli olduğunu anlaya birisi daha gönülden daha zengindir.İnsan bu bilemezsin belki çok zengin ömrün değerini bilir ,yaşamını devam ettirmeye çalışır belki yoksul pes etmiş ölemeyi bekleyendir.

Ölüm dediğin belki yarın belki yarından da yakın!

9 Kasım 2024 Cumartesi

GÜLMEK Mİ YOKSA AĞLAMAK MI?

GÜLMEK Mİ YOKSA AĞLAMAK MI?

 

 Bugün Montaigne’in “Denemeler” kitabı sayfa 172-173 arasında geçen “Gülmek ve Ağlamak” isimli eseri hakkında düşüncelerimi paylaşacağım. 

Gülmek ve ağlamak insanın doğasında yer alır.Dolasıyla bunlar ayırıp tek birisini yansıtmaya çalışamazsınız her ikisinde olmak zorundadır.Bu temel duygular çevrenin  etkisiyle ve toplumsal kurallarla şekillenir.

Bana başlıktaki soru yöneltilecek olursa ben birisinin yanındayım diyemem çünkü ikisi de gereklidir.Ama bazen gerçek hayata yansıttığımız ile içimizde olan duygular aynı olmadığından mecburen gizlemek zorunda kaldığım durumlar oluyor.Ağlamak ve gülmek bence sadece gözden yaş akması ve dudakların yana doğru gerilmesi şeklinde ifade edilemez . Bazen insan o kadar üzgün olurki gözlerinden yaş akmaz içi ağlar , kalbi ağlar.Bazen insan o kadar mutlu olurki gözlerinin için güler. Montaigne’inde bahsettiği gibi bu tür temel duygular dışsal etkenlerle farklılıklar gösterebilir.

Son olarak gülme ve ağlama gibi doğal tepkiler sayesinde insanın çevresini anlama biçimi ile ilişkilidir.Toplumsal bağlamda bu duygular doğru ya da yanlış etiketlenmemesi gerekmektedir.


8 Kasım 2024 Cuma

DİL HAKKINDA

Dil Hakkında 

Bugün Montaigne’nin “Denemeler” kitabı sayfa 207-208 arasında geçen “Dil Üstüne” eseri hakkında düşüncelerimi paylaşacağım.

Öncelikle dil sadece iletişim aracı değildir.Dil düşünce tarzımızı belirleyen faktörlerden bir tanesidir. Aynı zamanda her şey dil ile ifade edilemez çünkü dil sınırlıdır. Bazen doğru kelimeler bile sınırlı kalır.Dil insan zihninin yansımasıdır. Farklı diller farklı düşünce tarzlarını yansıtır.

Dile yeni kelimeler eklemek veyahut dili kullanmaya kullanmaya yabancılaştırmak dilin zamanla kaybolmasına neden olur. Dilimize anlamsız ve işe yarar sağlamlaştırmalar yapmalıyız.Kendi dilimiz aslında zengin bir dildir fakat bizim kullanımımıza ve korumamıza bağlı olduğu için pek çok ta dilimizi zengin bir biçimde kullandığımız söylenemez. Dili sadece günlük hayatta kullanmamalıyız.Dilimize sahip  çıkmalıyız. 

Son olarak Montaigne “İçsel Dil” den bahsetmektedir. İçsel dilden kasıtı içsel deneyimlerin kelimelere aktarılması, içsel düşüncelerin kelimelere aktarılmasından söz etmektedir.  Bazen bu doğrudan ifade edilemez çünkü dil sınırlı kalmaktadır. Dil kişisel deneyimlerle bağlantılıdır.


İhtişamlı Tavus Kuşu

 Fabl  Adımları Tema:   Açgözlülük   Verilmek istenen mesaj:   Açgözlülük, insanın sahip olduklarını çoğaltmaktan ziyade elindekilerini değe...