30 Mayıs 2025 Cuma

Bir Anın Sessizliği

 O günü düşündükçe hâlâ içimde tuhaf bir sızı beliriyor. Sanki zamanın bir anlığına durduğu, nefesimin boğazıma düğümlendiği o saniyede kalmışım gibi... Her şey o kadar sıradan başlamıştı ki — annemle arabada eve dönüyorduk, camdan gelen rüzgâr saçlarımı savuruyordu, içimde sebepsiz bir huzur vardı. Güvende olduğumu sanıyordum. İnsan bazen fazla rahat hissedince, hayatın bir tokat gibi yüzüne çarpacağını unutuyor.

Bir çarpma sesi... Sonrası sessizlik.

Yandan gelen motorun bize çarptığı an, sanki hayatımın filmini hızla geri sarıp durduran bir darbeydi. Arabanın camları bir anda patladı, etraf cam kırıklarıyla doldu, ama ben sadece donakaldım. Sesler çok uzaktan geliyormuş gibi… Annemin adı dilimdeydi ama çıkaramadım. Sadece baktım. Cam parçaları yavaş çekimde önümden geçerken içimden tek bir düşünce geçti: “Bitti mi?”

Ama bitmemişti. Yaşıyorduk.

İlk tepkiyi annem verdi. Eliyle bana dokundu, “İyi misin?” dedi. Titreyerek başımı salladım. O an ağlamadım… ama gözlerimin dolduğunu hatırlıyorum. Ağlamak gibi değil de, yaşadığını fark eden birinin gözyaşı gibiydi o. Sessiz, derinden gelen bir teşekkür gibiydi hayata.

Motor sürücüsü de şanslıydı. Kimseye ciddi bir şey olmadı. Ama içimde bir şey o gün çatladı. Cam değil… belki de o “bana bir şey olmaz” sanrısıydı kırılan.

Artık her arabaya bindiğimde daha dikkatliyim. Ama daha da önemlisi, daha farkındayım. Bir saniye bile ne kadar kıymetli… bir nefesin, bir dokunuşun, bir “iyiyim”in aslında ne kadar büyük bir hediye olduğunu anladım.

Kazadan sağ çıktım, evet… Ama sanki o çarpma anında, eski benin bir parçası orada kaldı.

23 Mayıs 2025 Cuma

Birçok Hedefe Bir Kalp

---------------------------------------------------------------------

2010 yılında Tekirdağ’da doğdum. Deniz kenarında büyümenin verdiği sakinlik ve huzur, çocukluğuma yansıyan en güzel duygulardan biriydi. Küçükken sularla oynamayı çok severdim belki de bu yüzden bugün hâlâ yüzmek bana kendimi en özgür hissettiren şey. Suya girdiğimde sanki tüm düşüncelerim hafifliyor, sadece ben ve su kalıyoruz.

İlkokulu Tekirdağ’da okudum. O yıllarda içine kapanık ama hayalleri kocaman bir çocuktum. Zamanla daha çok konuşan, gözlemleyen, planlar kuran biri oldum. Bugün hâlâ bana “sen çok planlısın” diyenler oluyor ki haklılarda. Çünkü benim bir hedefim var ve bu hedef, beni hayatta tutan şey.

Diş hekimi olmak istiyorum. Ama yalnızca “bir meslek seçimi” değil bu benim için. Bu hayal, ablamla birlikte kurduğumuz bir gelecek. İkimiz aynı kliniği açmanın, birlikte çalışmanın ve insanların hayatlarına birlikte dokunmanın hayalini kuruyoruz. Ve bu hayali kaybetmek istemiyorum. Çünkü kaybedersem kendimden bir parçayı kaybetmiş gibi olurum.

Yüzmenin yanı sıra müzik dinlemek de benim için çok özel bir kaçış. Kulaklığımı taktığımda dünya biraz susuyor, ben ise içimdeki sesi daha net duyuyorum. Müzik, bana bazen umut veriyor, bazen de yalnızlığımla dost oluyor. Ne hissettiysem, bir şarkıda mutlaka buldum.

Şu an 15 yaşındayım. Geleceğe dair kurduğum bu net plan, beni yaşıtlarımdan ayırıyor olabilir ama bu beni rahatsız etmiyor. Çünkü ben ne istediğimi biliyorum. Kariyerim benim için sadece bir iş değil; karakterimin, emeğimin ve inancımın bir yansıması. Eğlenmek, anı yaşamak güzel, ama ben geleceğimi de düşünmeden duramıyorum.

Belki yolun başındayım ama rotam belli. Ve bu rotada ilerlerken içimdeki o küçük kıvılcımı büyütmeye devam edeceğim. Çünkü hayallerim, benim en gerçek yanım.

---------------------------------------------------------------------

16 Mayıs 2025 Cuma

SENİ SEVMEKTEN BAŞKA

✨SENİ SEVMEKTEN BAŞKA✨

Bir sokakta karşılaştık, bakışınla durdu zaman,

Kulağımda çalıyordu o an Ezhel’den Felaket 

İçimde sustu tüm kalabalıklar, seninle oldu sükûnet.


Kimsesizliğe benzerdi o an ama tarifsizde aynı anda 

Bir gülüşün yetti unutturmaya yılların ağırlığını bana 

Sesinle silindi geçmişimden kalan ne varsa.

 

Seni sevmekten başka elimden başka hiçbir şey gelmiyor,

Ne gece avutuyor beni ne de gündüzler gülüyor

Kalbim senin adını her attığında bir seviyor.




9 Mayıs 2025 Cuma

ÇALIKUŞU

 Romanda, duygular, Feride’nin geçmişine ait geçmişiyle oluşan kendi üzerindeki baskısı, Kamran ile yaşadığı aşk, yer yer üzüntü, azim duyguları öne çıkmıştır. Romanın teması, genç bir kadının mücadele azim konusu işlenmiştir. 

Feride kendi ayakları üzerinde durmaya çalışır, sürekli yer ve mekan değiştirerek, iş yerini değiştirerek yeniden başlayarak aşmaya çalışmıştır. Ve Feride kadın olduğundan sürekli cinsiyetine yönelik darbeler alıyor,. Her bitişin bir başlangıcı olduğuna dair bir şeyler düşünerek yeniden başlamaktadır. Eğitimine olan sıkıntı ve cahil bir toplum çerçevesinde savaşmaya çalışıyor. Genç ve güzel bir kız olduğundan sürekli çevresinden darbe alıyor.

Reşat  Nuri Güntekin’in ÇALIKUŞU romanı ilk olarak 1922 yılında  yayımlanmıştır. Roman aslında önce bir tefrika gazetede bölümler halinde yayımlanan yazı dizisi olarak okurla buluşmuştur. Dönemin toplumsal ve siyasal dönüşümlerini (özellikle Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçiş sürecini) yansıttığı için, 1920’lerin başındaki modernleşme çabalarıyla da örtüşür. Kadın eğitimi, Anadolu’ya açılma, bireysel özgürlük gibi temalar bu tarihsel bağlamla yakından ilgilidir.

Reşat Nuri’nin edebi üslubu sade, içten ve halka hitap eden, sosyal bir roman ortaya çıkarmıştır. Romanda meydana gelen olaylar romanın üslubunda oldukça önemli rol oynar. Feride’nin iç dünyasıyla olan karmaşık iç savaşları, çocukluk yılları romanın üslubu daha duygusallaştırırken, günlük olaylar anlatıldığında daha betimleyici ve günlük dil kullanılır. Evden ayrıldığı dönem ise hayat ile başbaşa kalması, kendi ayakları üstünde durması ve hayatın zorluklarıma göğüs germesi konusu üslubu daha dayanışma ve mücadeleci bir dil ele alınmıştır. 

Reşat Nuri bu şekilde kurgu bir olayı tek tek işleyerek kendisi okuru kitaba bağlamayı başarmıştır. Konunun kurgusal olması değilde yazarın olayları nasıl işlediği önemlidir.



2 Mayıs 2025 Cuma

Bilim Okul

 Ben eğer bir okul kursaydım bu okul tamamen bilim üzerine kurulu olurdu.Okulumda büyük bir laboratuvar olurdu. Fizik, kimya, biyoloji ve teknolojiyle ilgili her türlü deneyi öğrenciler kendileri yapabilirdi. Ben, ezberleyerek değil öğrencilerin dokunarak ve deneyerek öğrenmesinin onlar için daha iyi olacağını düşünüyorum. Öğrenciler mikroskopla hücreleri inceleyebilir, kendi robotlarını kodlayabilir ve hatta küçük bilim projeleri geliştirebilirdi.

Okulumda öğrencilere sadece doğru cevaplar öğretilmezdi. Ben, soru sormanın ve eleştirel düşünmenin daha değerli olduğuna inanıyorum.



  • Yapay Zeka Atölyesi: Öğrenciler burada kendi yapay zeka projelerini geliştirir, veri analizi yapar ve robotlara zeka kazandırmayı öğrenir.

  • Uzay Gözlemevi: Çatıda teleskoplarla donatılmış bir gözlem kulesi olur, öğrenciler gece gökyüzünü inceler ve gökbilim projeleri geliştirir.

  • VR/AR Laboratuvarı: Sanal gerçeklik gözlükleriyle bilimsel konuları 3 boyutlu şekilde deneyimleyebilirler, mesela insan vücudunun içine "gezintiye çıkmak" gibi.

  • Kodlama ve Oyun Geliştirme Stüdyosu: Öğrenciler oyun tasarımı, yazılım geliştirme ve yapay zeka destekli uygulamalar yaratır.

  • Bilim Fuarı Alanı: Her dönem öğrencilerin projelerini sergilediği bir alan olur, buraya aileler ve bilim insanları da davet edilir.

    Bu yüzden öğrenciler, “neden?”, “nasıl?” gibi sorular sormaya teşvik edilirdi. Ayrıca dünyanın karşılaştığı sorunlara çözümler üretmeye çalışan öğrenci kulüpleri olurdu: iklim değişikliği, sürdürülebilir enerji, sağlık teknolojileri gibi. Eğer bir okul kursaydım, orası sadece ders çalışılan bir yer değil, bilim üretmenin ve dünyayı daha iyi hale getirmenin merkezi olurdu. Çünkü ben, bilimin sadece kitaplarda değil, hayatın tam içinde olduğunu düşünüyorum.

  • İhtişamlı Tavus Kuşu

     Fabl  Adımları Tema:   Açgözlülük   Verilmek istenen mesaj:   Açgözlülük, insanın sahip olduklarını çoğaltmaktan ziyade elindekilerini değe...