Fabl Adımları
Tema: Açgözlülük
Verilmek istenen mesaj: Açgözlülük, insanın sahip olduklarını çoğaltmaktan ziyade elindekilerini değerini yok eder.
Mekan - Zaman: Derin ve balta girmemiş orman. İlkbaharın hakim olduğu zaman dilimi.
Karakterler: İhtişamlı Tavus kuşu ve Bilge Kaplumbağa
Karakterlerin sembolize ettiği değerler: Tavus kuşu geçen hikâyede elindekilerinin değerini bilmeyen, az ile yetinmeyen değeri sembol ederken Bilge Kaplumbağa ise ona hem yol gösterici hemde hikâyenin çözüm bölümünü oluşturacaktır.
Olay Örgüsü: İhtişamlı Tavus kuşu ormanda altın tenelerini bulur ve bununla gelişen olaylar onun yaşamını etkilemeye başlar. Çevresinden uzaklaşır. Bunun üzerine arkadaşları aklının başına gelmesi için ona oyun oynamaya karar verirler. Tavus kuşu yaptığından akıllanmaz ve kendi sonunu kendisi getirir.
İhtişamlı Tavus Kuşu
İlkbaharın esintileri ormana farklı bir hava katıyordu. Bu yemyeşil orman güneşin ilk ışığıyla daha da parlak gözükürdü. Bu ormanda her çeşit hayvan yaşardı. Ama aralarından birisi diğerlerinden daha alımlı, daha ihtişamlı, daha güzeldi. Tavus kuşu bu güzelliğin herkes tarafından dile gelmesinden memnundu.
Kendisini festivallerde sergilerler, görenler hayran kalırlardı. Tavus kuşu'nun tüyleri yalnızca renk değil, adeta bir sanat eseri gibiydi. Mavi, yeşil ve altın tonları birbirine karışmıştı. Her adımında ışıkla dans ederdi. Hayvanlar onu tekrar tekrar hayranlıkla izlerdi. Ama bu kadar alımlı kuşun doymak bilmeyen bir arzusu vardı: Daha fazlasına sahip olma isteği. Her şey onun olsun istiyordu ve bunun bir türlü önüne geçemiyordu.Bir gün Tavus kuşu festivalden çıkarken ormanın derinliklerinde bir altın tanesi gördü. Gözleri fal taşı gibi açıldı. Ve aklından "Eğer daha çok bulursam, sadece bu ormanın en güzeli değil en zengini de ben olurum." diye geçirdi. Tavus kuşu bugünden sonra çok değişti. Artık festivallere gitmiyor, arkadaşları ile vakit geçirmiyor, yemek yemiyor sadece gece gündüz altın tanesi aramak için yola çıkıyordu. Her bulduğu altın tanesini belirlediği kuyuda biriktiriyordu. Böyle günler gece aylar geçti. Tavus kuşu yine yoldayken ormanın bilgesi olan Bilge Kaplumbağa ile karşılaştı. Bilge Kaplumbağa: "Ne yaparsın Tavus kuşu kardeş buralarda, artık bizi unutur oldun. Hal hatır sormaya bile gelmezsin. Tüm orman perişan haldedir." Tavus kuşu Bilge Kaplumbağayı görmezden gelerek "Ben iyiyim." deyip geçiştirdi. Gecesi gündüzü yollarda geçtiğinden tüm arkadaşlarını kaybetmiş, açlıktan bitkin durumdaydı Bilge Kaplumbağa'nın tüm ormana duyurması ile birlikte Tavus kuşu'nun yakın arkadaşları üç geyik bir oyun oynamaya karar verdiler. Tavus kuşu'nun geçtiği yerlere tek tek altın taneleri koyacaklar ve yol boyunca takip eden Tavus kuşu onların oyununa gelecek, aklı başına gelecekti. Tüm her şey ayarlandı ve geyikler beklemeye başladı. Geyikler yolun sonuna bir ayna koymuşlardı. Tavus kuşu altınları takip edip yolun sonuna geldiğinde boy aynasında kendisini görecek ve hepsini anlayacaktı.
Tavus kuşu tıpkı geyiklerin planladığı gibi altınları takip etti etti etti. Yolun sonuna geldi. Artık ayakları tutmayacak haldeydi. Tam son altın tanesini de alırken kocaman bir aynayla karşılaştı. Tüm tüyleri dökülmüş, kafasında üç beş tel tüy kalmış, bir deri bir kemik kalmıştı. Kendini böyle görmeye dayanamayıp neredeyse bayılacak gibi oldu. Bu halini gören Bilge Kaplumbağa "Ne oldu sana ormanın en görkemli kuşu?" dedi. Tavus kuşu: "Sen en başından beri haklıymışsın Bilge kardeş, ben çok büyük hata ettim. Altının oyununa yenik düştüm. Hiç bir şeye halim kalmadı. Açgözlülüğümün sonucunu acı acı çekiyorum. Lütfen beni affedin!" diyip yere yığıldı ve Tavus kuşu o günden sonra ormanın en ihtişamlı kuşu olarak bilindi ve her yıl Tavus kuşuna çiçek törenleri düzenlendi.









